Vejeteryan diyetlerin çoğu dikkatli düzenlendiği takdirde besin ögeleri yönünden yeterlidir. Özellikle vejeteryan diyet az da olsa bazı hayvansal besinleri içeriyorsa tüm besin ögelerini bu diyetle karşılamak mümkündür. Süt, peynir ve veya yumurta yiyen vejeteryanlarda hiç hayvansal besin yemeyenlere oranla besin ögesi yetersizliklerine çok az rastlanır. Ancak veganlar, fruvitaryanlar ve Zen makrobiyotik diyet uygulayanlar protein, riboflavin, B12 vitamini, demir, kalsiyum ve çinkoyu yeterince alamayabilirler.
BİTKİSEL BESİNLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE BOLLUĞU
Vejeteryan diyetleri tipik olarak hayvansal besinlerin dışlanması olarak tanımlanmasına rağmen sağlıklı bir vejeteryan diyeti bitkisel besinlerin çeşitliliğinin ve bolluğunun öneminin vurgulandığı bir diyettir. Bitkisel besinler şunları kapsamaktadırlar: tahıllar kuru baklagiller (soya fasulyesi ve soyadan yapılan ürünler de dahil) sebzeler meyveler kabuklu yemişler çekirdekler bitkisel yağlar tatlandırıcılar şifalı bitkiler ve baharatlardır. Esasen enerji ihtiyacını karşılayacak miktardaki tüm bitkisel yiyecek gruplarının geniş bir çeşitlilik içerisindeki günlük tüketimi vitamin B12 ve muhtemelen vitamin D dışında insanların ihtiyacı olan tüm besin öğelerini sağlayabilmektedir. Bol miktarda bitkisel besin içeren diyetler toplam ve doymuş yağlardan fakir; posa folat antioksidan besin öğeleri (vitamin C vitamin E ve karotenoidler) çeşitli fitokimyasallar ve koruyucu bileşiklerden zengindirler.
Tahıllar ve kuru baklagiller kronik hastalıkları önlemede önemli rol oynamaktadırlar. Eski epidemiyolojik çalışmalar diyet posasını tahıl ve kuru baklagillerle almakta odaklanmıştır. Bu çalışmalar genellikle diyet posası alımıyla koroner arter hastalıkları riski arasındaki ters ilişkiyi göstermiştir. Diyet posası ile kolon kanseri ve diğer kanserlerin ilişkisi üzerine yapılan çalışmalarda da genellikle ters ilişkiler gözlenmiştir. Bu ters ilişkiler daha çok tahıllardan kaynaklanmaktadır.
Rafine Edilmemiş ve En Az Oranda İşlenmiş Besinler
Rafine edilmemiş ve en az oranda işlenmiş yiyecekler tercih edilmektedir çünkü bunlar rafine edilmiş ve işlenmiş besinlere göre daha fazla vitamin mineral ve diyet posası içermektedirler. Sıkça tüketilen çeşitli besin maddelerinin etkili bir şekilde eksik olan bazı besin öğelerinin yerlerini almaları için zenginleştirilmiş ve takviye edilmiş olmalarına rağmen tam (rafine edilmemiş) ve rafine edilmiş bitkisel besinler işlenmiş yiyecekler içerisinde bulunan daha fazla rafine edilmiş benzerlerinde olmayan bazı besin öğeleri posa ve biyoaktif komponentler sağlamaktadırlar. Bitkilerin bu komponentlerinin fizyolojik fonksiyon ve hastalıktan korumadaki önemleri hakkında gittikçe daha çok şey öğrenilmektedir. Sebze meyve kabuklu yemiş ve baklagillerin çoğu en az oranda işlenerek tüketilebilmesine rağmen tahıllardan elde edilen yiyecekler için bu böyle değildir. Tam tahılların kalp hastalığı bazı kanserler ve diyabet riskini düşürdüğü bulunmuştur. Rafine edilmemiş ve en az oranda işlenmiş yiyecekler sağlığı iyileştirmek ve hastalıkları önlemek için gerekli olan maddeleri rafine edilmiş yiyeceklere göre miktar ve nicelik açısından daha iyi karşılamaktadırlar.. Toplumlarda tam tahılları uygun yiyecekler içine ekleme gelişmektedir. Diğer yandan takviye edilmiş ve zenginleştirilmiş bazı bitkisel temelli besinler (vitamin B12 takviyesi yapılmış hazır kahvaltılık tahıllar ve kalsiyum takviyesi yapılmış portakal suyu gibi) bazı kişiler için vejeteryan diyetleriyle beslenme açısından iyi bir yardımcıdırlar.
Tam Tahıllar
Büyük tahıl taneleri buğday pirinç ve mısırı kapsarken küçük tahıl taneleri yulaf çavdar arpa sorgum ve darıyı kapsamaktadır.
Tahıl taneleri endosperm germ ve kepekten oluşmaktadır. İşlenmiş tahıl tanesi %80 endosperm içerirken germ ve kepek bileşenlerinin oranları tahıllar arasında farklılıklar göstermektedir. Pirinç istisnai bir tahıldır. Tahıllar yüksek posa düşük yağ ~%10-15 protein ve çok fazla nişasta içermektedirler yoğun vitamin (özellikle B vitaminleri) ve iyi mineral kaynağıdırlar özellikle iz elementler içermektedirler. Öğütme işleminde kepek ve germ nişastalı endospermden ayrılmaktadır ve son öğütmede undan da ayrılmaktadır. Besin öğeleri ve fitokimyasallar tahılın her tarafına düzgünce dağılmadığından tohumun en dış kısmındaki en yüksek konsantrasyonlardaki besin içeriği rafinasyon sonucunda azalmaktadır.
Tam tahıl tanelerinin tüketimi kronik hastalıkları önlediği için diyette bulunmaları önerilmektedir. Tam tahıl tanelerinin kanserlere özellikle de mide ve kolon kanseri gibi gastrointestinal kanserlere ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olduğu teorisi epidemiyolojik çalışmalarla desteklenmiştir. Tam tahıl taneleri koruyucu bileşikler kapsayabilmektedir; posa dirençli nişasta ve oligosakkaritler gibi bileşikler barsak çevresini etkilemektedirler. Tam tahılların bileşimi zengindir; iz elementler fenolik bileşikler ve fitoöstrojenler gibi bileşiklerden dolayı potansiyel hormonal etkileriyle antioksidant fonksiyonları vardır. Tam tahıllar karsinojenleri bağlayıcı glisemik yanıt gücünü azaltıcı etkileri ve diğer potansiyel mekânizmalarıyla hastalıklara karşı koruyucu olabilmektedirler.
Kurubaklagiller ve Soya Fasulyesi
Kurubaklagiller dünyadaki tüm geleneksel diyetlerde önemli bir rol oynamaktadırlar. Buna rağmen batı ülkelerinde fitokimyasalların çeşitli besin öğelerinin posanın ve protein iyi bir kaynağı olmasına ve yağ içeriğinin düşük olmasına rağmen fasulyenin diyette önemli bir rolü yoktur.
Kuru fasulye ve soya fasulyeleri besin öğeleri ve posadan zengindirler ve yüksek kalitede protein kaynağıdırlar. Kuru fasulye ve soya fasulyesi alımlarının koruyucu ve tedavi edici etkileri belgelenmiştir. Çalışmalar kuru fasulye alımının serum kolesterol konsantrasyonunu azalttığını diyabeti bir çok açıdan düzelttiğini ve metabolik fayda sağladığını bunun da kilo kontrolüne yardımcı olduğunu göstermişlerdir.
Bitki temelli diyetleri daha çok kuru fasulye ve soyaya doğru kaydırmak kronik hastalıkları tedavi etmede ve önlemede etkili olabilmektedir.
Soya ve Soya Ürünlerinin Beslenme ve Sağlık Açısından Önemi
Soya son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde iyi bir bitkisel protein kaynağı olması ve düşük yağ içermesi nedeniyle başta çocuk mamaları olmak üzere birçok üründe; unlar konsantreler izolatlar tofu et ve süt ürünleri balık ürünleri makarna bisküvi şekerleme çeşitli sosların yapımında kullanım alanı bulmuştur.
Soya fasulyesi kurubaklagiller arasında eşsiz bir yere sahiptir çünkü pek çok biyolojik fonksiyonları olan isoflavon genistein ve diadzeinin konsantre kaynaklarıdır. İsoflavonlar östrojenik özelliğe sahiptir ve isoflavon genisteinin büyük transdüksiyonunu etkilemektedir.
Soya Fasulyesi ve Sağlık
Bileşimi itibariyle üstün özelliklere sahip olan soya fasulyesinin diyette yer alması yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanmasında yararlı görülmektedir. Soya fasulyesi tüketiminin artmasında yüksek besin değerinin yanı sıra sağlık üzerinde de önemli rol oynamasının etkisi büyüktür. Yapılan pek çok klinik çalışmada soya ürünlerinin kalp hastalıkları obezite kanser diyabet böbrek hastalıkları ve osteoporozisin önlenmesinde ve menopozal semptomları azaltmada olumlu etkiler gösterdiği saptanmıştır. Zengin bir bitkisel protein kaynağı olan soya düşük yağ oranı ve çoklu doymamış yağ asitleri ile hipokolesterolemik etkiye sahiptir. Ayrıca vücut çalışmaları için elzem bazı vitamin ve mineralleri yüksek oranlarda içermektedir. Soya fasulyesinde besleyici özelliklerin yanı sıra bazı antinütrisyonel faktörler de belirlenmiştir. Uygun teknolojik proseslerle ortadan kaldırılabilen bu faktörlerin en önemlileri; fitik asit fenolik gruplar proteaz inhibitörleri lektinler guatrojenler saponinler antivitaminler ve allerjenlerdir. Ayrıca soya ürünlerinde bulunan ACE(angiotensin l-converting enzyme)’nin vücutta kan basıncının düzenlenmesinde ve tuz-su dengesinin sağlanmasında rol oynadığı rapor edilmiştir.
Soya yiyecekleri ve isoflavonlar osteoporozis ve kanserin tedavi edilmesi ve önlenmesindeki rolleri bakımından önemli bulunmuşlardır. Son deneysel veriler soyanın koruyucu etkisini açıklamakta yetersizdir ancak toplumların soya tüketiminin artmasıyla bazı kanser prevelansları düşmüştür. Asya ülkelerinde meme kanserinden ölüm oranları düşüktür ve bunun isoflavonların antiöstrojenik etkilerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Soya yiyeceklerinin alımı meme kanseri riskini azaltmaktadır. Özellikle postmenopozal meme kanseri için varolan epidemiyolojik veriler sınırlıdır ve bu hipo¤¤¤i zayıf bir şekilde desteklemektedirler. Bu verilere göre soya ve isoflavonlar prostat kanseri riskini azaltacağı için önerilmektedirler. Soya fasulyesi isoflavonları ve sen¤¤¤lenen isoflavonlardan ipriflavonun zayıf östrojenik etkileri ve kimyasal yapıları benzerdir. Postmenopozal kadınlarda kemik mineral yoğunluğunun arttığı gösterilmiştir. Soya veya isoflavonların osteoporozis riskini azaltabileceği ileri sürülmüştür. Kemirgen hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar da bu hipo¤¤¤i desteklemektedir.
Soyada bulunan öğelerin böbrek fonksiyonları üzerine yararlı etkileri olmakla beraber bu etkiler tam olarak anlaşılamamıştır.
Soya proteinlerinin süt proteinlerinin yerine kullanılabilmesi önemli bir özelliktir. Hayvansal proteine allerjisi olan çocuklarda soya proteinleri alternatif olarak kullanılabilmektedir. Ancak çocuklarda bazı allerjik reaksiyonların soya bazlı ürünler yenildiğinde de görüldüğü saptanmıştır. İyi işlenmiş soya ürünlerinin süt ürünleri yerine kullanılabileceği yine uzun süreli diyetlerde büyümeye etkili olduğu ve süt ile aynı sonucu verdiği çeşitli araştırmalar sonucunda belirtilmiştir. Soyanın süte göre daha az allerjik reaksiyonlara neden olduğu ve laktoz intoleransı olan bebeklerde soya bazlı bebek mamalarının kullanılabileceği ifade edilmiştir.
Sebzeler ve Meyveler
Sebze ve meyvelerin alımının artmasıyla kronik hastalık riskinin azaldığı epidemiyolojik verilerle desteklenmektedir. Sebze ve meyve tüketiminin kronik hastalıkların başlamasını önlemesinin veya yavaşlatmasının birkaç biyolojik makul nedeni vardır.
Sebze ve meyveler çeşitli besin öğelerinin zengin kaynaklarıdır; vitaminler iz elementler diyet posası ve çok çeşitli diğer biyolojik aktif bileşikleri içermektedirler. Bunlar fitokimyasal tamamlayıcılardır ve etki mekanizmaları üst üste binmektedir; detoksifikasyon enzimleri modülasyonu immün sistemi uyarma platelet agregasyonunu azaltma kolesterol sen¤¤¤ modülasyonu steroid hormon konsantrasyonu ve hormon metabolizması modülasyonu kan basıncını azaltma ve antioksidan antibakteriyal ve antiviral etkileri bulunmaktadır.
İnsanlarda yapılan deneysel diyet çalışmaları sebze meyve ve diğer öğelerin bazı potansiyel hastalıkları önleyici mekanizmalarını açıklamaktadır.
Şifalı Bitkiler
Bitkiler yıllardır besin ve ilaç olarak kullanılmaktadırlar. Bitkiler hipolipidemik antitümoral antiplatelet immün sistemi baskılayıcı kanser ve kardiyovasküler hastalıklarda kullanılmaları açısından önemlidirler. Birçok bitki içerdiği flavonoidler terpenoidler lignanlar sülfidler polifenolikler karotenoidler coumarinler saponinler bitkisel steroller curcuminler fitatlar sayesinde fitokimyasal aktiviteye sahiptirler. Bu fitokimyasallar nitrozasyonu ve DNA formasyonunu inhibe ederek ya da glutatyon transferaz gibi protektif enzim sistemlerinin aktivitelerini stimüle ederek etki göstermektedirler.
Birçok bitki içerdiği antioksidant komponentler sayesinde kronik hastalıklarda üstün koruma sağlamaktadırlar. Bu komponentler LDL kolesterolü oksidasyonununda lipoksigenaz ve siklooksijenaz enzimlerinin inhibisyonunu ve lipit peroksidasyonunu antitümöral ve antiviral etkileri sayesinde önlerler. Elzem yağlarda mevolanat sen¤¤¤ininin kolesterol sen¤¤¤ininin ve tümör büyüme faktörününün baskılanmasını sağladıklarından genellikle şifalı bitki baharat ve bitkisel çay olarak kullanılmaktadırlar.
Kabuklu Yemişler
Kabuklu yemişler uygun yağ asidi profiline ve besin öğesi kompozisyonuna sahip oldukları için kalp sağlığı diyetlerinde yararlı rolleri olduğu değerlendirilmektedir. Kabuklu yemişler doymuş yağ asitleri düşük tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri yüksek besinlerdir. Yapılan incelemeler sonucu ortaya çıkan deliller kabuklu yemişlerdeki diğer biyoaktif moleküllerin kalbi koruyucu etkileri bulunduğunu göstermektedir. Kabuklu yemişler bitkisel protein diyet posası bakır ve magnezyum gibi mikro besin öğeleri bitkisel steroller ve fitokimyasallar içermektedirler.
Beslenme epidemiyolojisinde 5 yıllık kabuklu yemiş tüketiminin istemik kalp hastalığına karşı birden çok beklenmedik ve yeni bulunmuş koruma sağladığı görülmektedir. Kabuklu yemiş tüketim sıklığı ve miktarının vejeteryan toplumlarda vejeteryan olmayan toplumlardan daha fazla olduğu belgelenmiştir. Kabuklu yemişler Akdeniz ve Asya diyetleri gibi diğer bitki-temelli diyetlerin önemli bir kısmını oluştururlar. Kaliforniya’daki Seventh-day Adventistlerinde yapılan geniş epidemiyolojik çalışmalardan beklenen kabuklu yemiş tüketim sıklığının artmasıyla kalp krizi riski ve istemik kalp hastalığından ölümün azalmasının birbiriyle ilişkili olduğunun bulunmasıydı. Iowa Kadınlarının Sağlık Çalışması kabuklu yemiş tüketimiyle istemik kalp hastalığı riskinin azalması arasındaki ilişkiyi belgelemiştir. Erkeklerde kadınlarda ve yaşlılarda kabuklu yemişlerin istemik kalp hastalığından koruyucu etkileri vardır.
Kabuklu yemişlerin vejeteryanlar ve vejeteryan olmayanlarda benzer etkiler göstermesi önemli bulunmaktadır.
Siyahlar beyazlar ve yaşlılar gibi birkaç toplum grubunda fındık tüketim sıklığının artmasıyla bütün ölüm nedenlerinin azaldığı görülmüştür. Bu da gösteriyor ki; kabuklu yemiş tüketimi yalnızca istemik kalp hastalığına karşı koruma sağlamamakta ayrıca yaşam süresini de uzatmaktadır.
Süt Süt Ürünleri ve Yumurta
Süt ürünlerini yumurtayı ya da her ikisini de içeren vejeteryan diyetleri sağlıklı yetişkinlerin gereksinim duyduğu tüm besin öğelerini karşılamaktadırlar ve toplum çalışmalarında bu gibi diyetlerin rutin günlük diyetsel eklemelere gerek olmaksızın sağlıklı olabilecekleri gösterilmiştir. Bazı süt ürünlerinin yağ ve doymuş yağ içeriği yüksek olduğundan yağsız ve düşük yağlı ürünlerin önemini vurgulamak tercih edilmektedir.
Süt süt ürünleri ve yumurtayı dışlayan vegan diyetleri vitamin B12 kalsiyum ve vitamin D’nin yeterli tüketimi için özel yollara ihtiyaç duymaktadırlar. Bitkisel besinler vitamin B12’den yoksundur ve tüm hayvansal besinlerden sakınan kişilerin ya vitamin B12 takviyesi yapılmış yiyecekler ya da vitamin B12 preparatları gibi güvenilir ve düzenli bir vitamin kaynağına ihtiyaçları vardır. Bazı hazır kahvaltılık tahıllar bitkisel-protein ürünleri besinsel mayalar ve süt alternatifleri vitamin B12 ile takviye edilmiştir.
Kalsiyumun bitkisel besinlerde geniş bir şekilde dağılmış olmasına ve pek çok yeşil yapraklı sebzede biyoyararlı kalsiyum kaynaklarının kolayca bulunmasına rağmen bu besinlerin çocuklar adölesanlar gebeler emzikliler ve yaşlı insanlar tarafından gereksinimlerini yeterli miktarda karşılayacak kadar tüketilmesi bir sorun teşkil edebilmektedir. Vurgulanması gereken kalsiyumdan zengin diğer bitkisel besin maddeleri; kalsiyum tuzlarıyla yapılmış tofu (tofu soya fasulyesinden yapılmış peynir gibi beyaz ve yumuşak bir yiyecektir) kalsiyum takviyesi yapılmış meyve suları ve süt alternatifleridir. ABD’de vitamin D’nin temel diyetsel kaynağı vitamin ile takviye edilmiş süttür. Süt içermeyen diyetler tüketen kişiler yeterli güneş ışığına maruz kalmadıklarında ek bir vitamin D kaynağına ihtiyaçları olmaktadır. Kış aylarında ve kuzey enlemlerinde muhtemelen güneş ışınlarından yeterince yararlanılamamaktadır. Vitamin D ile takviye edilmiş bitkisel besin örnekleri; bazı hazır kahvaltılık tahıllar ve süt alternatifleridir.
Vejeteryanların Yağ Kaynakları ve Yağ Alım Düzeyleri
İnsanların çoğu vejeteryan diyetlerini düşük yağlı diyetler olarak düşünmektedirler. Çok düşük yağlı vejeteryan diyetlerinin çeşitli hastalıkların tedavi yaklaşımlarında faydalı oldukları kanıtlanmıştır ve bazı kişiler düşük yağlı vejeteryan diyetlerini herkes için savunmaktadırlar. Bir vejeteryan modeli içeriğinde doymuş ve total yağ açısından düşük miktarlar içeren diyetlerin tasarlanmasının nispeten kolay olmasına karşın bu tüm vejeteryanların düşük yağlı diyet tükettiklerini göstermemektedir. Vejeteryanların yağ alımları büyük ölçüde değişiklik göstermektedir (günlük enerjinin %15’inden %40’ına kadar) ve bitkisel besinlerden geniş bir yelpazede yağ alımı pozitif bir sağlık sonucuyla bağdaşmaktadır.
Kabuklu yemişler çekirdekler avakado ve zeytin gibi rafine edilmemiş bitkisel yağ kaynakları vejeteryanların büyük bir kısmı tarafından çok fazla tüketilmektedir. Bu besinler doymamış yağ esansiyel yağ asitleri antioksidan besin öğeleri fitokimyasallar ve posanın kaynaklarıdırlar. İncelemelere göre vejeteryanlar vejeteryan olmayanlara göre daha fazla miktarda ve sıklıkta kabuklu yemiş tüketmektedirler. Bu son zamanlarda oluşmuş yeni ve bölgesel bir olay değildir. Vejeteryan geleneğinin bin yıllık bir geçmişinin bulunduğu Hindistan’da yerfıstığı ve yerfıstığı yağı diyetin önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Batı ülkelerindeki vejeteryan çalışmaları bunların günlük enerjilerinin %6-15’inin kabuklu yemişlerden geldiğini göstermektedir. Kaliforniya’daki Sevent-day Adventist vejeteryanları vejeteryan olmayan emsallerine göre daha sık kabuklu yemiş yemektedirler ve bu fark genel topluma göre çok daha fazladır.
Adventest Sağlık Çalışması haftada 5 kez veya daha fazla kabuklu yemiş tüketen kadın ve erkeklerin nadiren (yılda birkaç kez –hemen hemen hiç-) tüketenlerle karşılaştırıldıklarında kalp hastalığı risklerinin azaldığını ve yaşam beklentilerinin %50 oranında arttığını belgelemiştir. Deneysel çalışmalar belirli kabuklu yemişlerin kan lipitlerini düşürdüğünü göstermiştir ve benzer etkileri zeytinyağı avakado ve diğer rafine edilmemiş yağdan zengin bitkisel besinler içinde bildirilmiştir. Son zamanlardaki toplam yağ alımının enerjinin %30’undan düşük olması gerektiği yönündeki halk sağlığı önerileri diyet yağının çoğunun hayvansal besinler hayvansal yağlar ve işlenmiş yüksek oranda yağ içeren snack tipi (snack; öğün arası yenen hafif yemek) yiyeceklerden geldiği Batı toplumlarından elde edilen bilgilere göre yapılmıştır. Aynı önerilerin diyet yağlarının çoğu rafine olmamış bitkisel besin kaynaklarından gelen vejeteryanlar için yapılıp yapılmaması gerektiği belli değildir.
İnsanlarda hemen hemen eşit miktarda n-3 ve n-6 esansiyel yağ asitleri içeren diyetleri tüketmek yaygınlaşmaktadır. 100-150 yıldan bu yana bitkisel yağlardan mısır ayçiçeği aspur(safflower) pamuk tohumu ve soya fasulyesi tüketiminin artmasıyla n-6 yağ asitlerinin yeterli tüketimi muazzam bir şekilde artmaktadır. Çalışmalar yüksek n-6 yağ asidi alımının fizyolojik durumdaki değişiklikler prothrombik ve proagregatör kan viskositesinin artmasıyla karakterize olduğunu vasospazm vasokonstriksiyon ve kanama zamanında azalma görüldüğünü göstermektedir. n-3 yağ asitlerinin bunlarla birlikte anfliinflamatuar antitrombik antiaritmik hipolipidemik ve vasodilatör özellikleri bulunmaktadır. n-3 yağ asitlerinin koroner kalp hastalıkları hipertansiyon Tip II diyabet ve bazı böbrek hastalıkları rhemotoid artrit ülseratif kolit crohn hastalığı ve kronik obstrüktif pulmoner hastalıkların önlenmesinde seconder yararlı etkileri görülmektedir.
a-Linoleik asit yeşil yapraklı sebzelerde keten tohumunda şalgam tohumunda ve cevizde bulunmaktadır. Kronik hastalıkların kontrolünde EPA ve DHA’nın yararlı etkileri olmaktadır.